Bid’atın Tarifi

admin tarafından 28 Temmuz 2010 tarihinde yazılmıştır.

Lâfzî Tarifi:

Bid’at, örneksiz, numunesiz bir şeyi icad etmek, var etmek demektir. Bu tarife örnek olarak Allah (Azze ve Celle) kitabında şöyle buyuruyor:

“O göklerle yerin yaratanıdır bir şeyin olmasını istedi mi ona ‘ol’ der oda hemen oluverir.”

Bakara: 117

“De ki: Ben Nebi’lerden ilk değilim. Bana ve size ne yapacağını da bilmiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyuyorum. Ben bir uyarıcıdan başka bir fert değilim.”

Ahkaf: 9

Hidayet yolundan sapma sebeplerinden biri olarak kabul edilen bid’atlar konusunda Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Dinimizde olmayan herhangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur ve her bid’at sapıklıktır’ buyurmuştur.”

Müslim: 592, İbni Mace Mukaddime: 2

Arapçada bid’at kelimesi “ب د غ” kökünden gelir.بَدْعٌ, bir şeyi modeli ve benzeri olmaksızın meydana getirmektir.

Yine Kuran’ı Kerim’de:

“Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim”

Maide: 3

Ayetinde de denildiği gibi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hayatında İslam dini kemale ermiştir. Dolayısıyla, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sonra dinde ihdas edilen her şey bid’at mefhumu içerisine girer.
Şer’i Tarifi:

Allah-u Teâlâ ya ibadette mübalağa kastedilerek dinde şeriata benzer bir yol izlemektir. Bu yol Allah’a yaklaşmak niyetindedir. Bu konuyla ilgili Kur’an’ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:

“Sonra bunların peşinden ard arda diğer Rasullerimizi gönderdik. Meryem’in oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik, O’na İncil’i verdik; O’na uyanların kalplerine şefkat, merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, O’nu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardı.”

Hadid: 27

Bid’atın bir başka şer’i tarifi de şöyledir: Bid’at sünnetin karşıtı olup din koruyucusunun yani Şari’nin açıkça ya da dolaylı olarak sözlü ve yahut fiili izni olmaksızın sahabeden sonra dinde ortaya çıkan eksiltme veya fazlalaştırmaya denir.

Bid’at hevadan da kaynaklanır. Heva, değersiz, neticesiz, boş kuruntunun yanında nefsin kötü isteğe meyletmesidir. Kur’an hevaya, insanı doğru yoldan saptırması kaçınılmaz olan şer bir temayül olarak bakar. Müşriklerin puta tapmaları bir bakıma böyle bir hevaya sahip olmalarındandır. Türkçe de hevaya keyf denir. İnsanın keyfi ne isterse onu elde etmeye ve engel tanımadan onu gerçekleştirmeye çalışması bu heva denilen puta tapması demektir.
Bid’at Hakiki ve İzafi Olmak Üzere İki Kısma Ayrılır

1) Hakiki Bid’at

Hakiki bid’at, helal olan bir şeyin nefse haram kılınmasıdır. Bu konuyla ilgili İbni Hibban’ın şöyle bir ziyadesi vardır:

Onlardan bazısı ben kadınlarla evlenmeyeceğim, Bazısı yatakta yatmayacağım, Bazısı et yemeği yemeyeceğim, demişlerdi.

İbni Malik (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Üç kişi Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kadınlarının evine geldi de, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ibadetinden soruyorlardı. Bunlara Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ibadeti haber verilince kendileri bu ibadeti azımsadılar ve:

−Biz nerede Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nerede? Muhakkak Allah, Rasulü’nün geçmiş olan ve gelecekte işlemesi muhtemel bulunan bütün günahlarını mağfiret etmiştir dediler. İçlerinden biri:

−Bana gelince, ben geceleri daima namaz kılacağım! dedi. Diğeri de:

−Ben her zaman oruç tutacağım ve oruçsuz olmayacağım dedi. Üçüncüsü de:

−Ben kadınlardan ayrı yaşayacağım, hiç evlenmeyeceğim dedi. Onlar bu sözleri söylerken Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onların yanlarına çıkageldi de:

−‘Sizler şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz. Dikkat edin! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’dan en çok korkanınız ve en çok takvalı olanınız bulunuyorum. Bununla beraber ben oruç tutarım, oruçsuz bulunurum, nafile namaz kılarım gecenin bir kısmında da uyurum, kadınlarla da evlenirim. Herkim benim sünnetimden yüz çevirirse, o benden değildir” buyurdu.”

Buhari: 5158

İbni Abbas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Kâbe’yi tavaf ederken bir insanın yanına uğradı ki, o insan burnundan bir yularla bağlanmış olan diğer bir insanı önünden çekerek tavaf ettiriyordu. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hemen o yuları kendi eliyle kopardı. Sonra yanındaki adamı onu eliyle tutmak suretiyle yürüyerek tavaf etmesini emretti.

Buhari: 6572

İbni Abbas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hutbe yaparken güneşte dikilmiş bir adam gördü de onun adını ve halini sordu. Sahabiler:

−O Ebu İsrail’dir, ayakta dikilmeye, oturmamaya, güneşte gölgelenmemeye, konuşmamaya ve bu suretle oruç tutmaya nezretmiştir dediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o zata:

−‘Konuşsun, gölgelensin, otursun ve orucunu tamamlasın’ diye emretti.”

Buhari: 6573
Kâbe’ye Kadar Yürümeyi Adayan Kimse

Enes (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), iki oğlunun arasında onlar tarafından sevk olunan ihtiyar bir kimse gördü. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Bunun hali nedir ki böyle yürüyor?’ diye sordu. Oğulları:

−Yaya Kâbe’ye yürümeyi adadı dediler. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Şüphesiz ki Allah, bu ihtiyarın kendi nefsini azaplandırmasından mustağnidir’ buyurup ona binmesini emretti.”

Buhari: 1747, Müslim: 1649/9

Ukbe İbni Amir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Kız kardeşim Ümmü Hibban Beytullah’a kadar yaya yürüyüp ziyaret etmeyi adamış ve zayıflığından dolayı kendisi için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den bu husustaki re’yini istememi bana emretmişti. Ben Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den fetva istedim. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

−‘Evvela yaya yürüsün, yorulunca binsin!’ buyurdu.”

Buhari: 1747

İbni Abbas (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Ukbe bin Amir’in kız kardeşinin yaya olarak hacca gitmeyi adadığı haberi Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e ulaşınca Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Şüphesiz Allah onun adağına muhtaç değildir. Ona emret, bir şeye binsin’ buyurdu.”

Ebu Davud: 3297

Bu hadisi şeriflerden anlaşılıyor ki biz Müslümanlar ibadet edeceğiz derken nefsimize zulmetmemeliyiz. Allah ve Rasulü nasıl ibadet etmemizi istiyorsa o şekilde ibadet etmeliyiz. Rasulullah’ın çizdiği sınırları aşmamalıyız, Allah korusun bid’ata yönelebiliriz. Biz Müslümanlar Rasulullah’ın ibadet etmesini azımsayarak hem kendimize zorluk ediyor hem de İslam’a davet ettiğimiz insanların nefislerine ağır gelerek yüz çevirmelerine de sebep olabiliyoruz. Bundan sakınmalıyız.

2) İzafi Bid’at

İzafi bid’at aslı itibariyle bid’at olmayan, sonradan ona izafe edilerek bid’atlaştırılan şeylerdir. Bid’ati izafinin iki yönü vardır.

a) Meşru olan yönü:

Bütün ibadetler buna örnektir.

b) Meşru olmayan yönü:

Bid’atçı meşru olan bir cihete kendi nefsinde güzel görerek ondan olmayan bir şeyi ekler. Bid’atçının kendi nefsinden eklediği bu ziyade ile gayri meşru olan bir ibadet olabilir. Şu an Müslümanlarda bu yaygındır. Örneğin; Kutsal geceler, Kandiller vb. Kutsal gecelerden; Kadir gecesi: Allah-u Teâlâ kadir gecesi hakkında ayetler indirmiştir. Hatta sure şeklindedir.

“Gerçek şu ki biz Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrail O gece rablarının izniyle her türlü iş için inerler.”

Evet, Kadir gecesi mübarek bir gecedir ama kadir gecesinin tam olarak günü belli değildir. Ama Ramazan’ın son on gününden bir gündür. Kadir gecesinde Rasulullah’ın ibadet hakkında tek önerdiği Teheccüd namazı kılınmasıdır. Ondan başka her hangi bir ibadet şekli belirtilmemiştir. Ama şu anki Müslümanlar Kadir gecesinde 100 rekât, 50 rekât vs. uzun namazlar kılmaktadırlar. Bu gayri meşru yöndür. Ayrıca bid’atı izafinin (b) şıkkına yani gayri meşru yönüne örnek olarak zikir meselesi de vardır.

Bu konu, yani zikir çekmek genelde Tarikatlarda mevcuttur. Burada zikir çekmekten maksat yüksek sesle zikir’dir. Allah’ı anarak zikir çekmekle ilgili ayetler aynı zamanda gizlice çekmekle ilgili:

“Rabbınıza, yalvararak ve gizlice dua edin, zira o haddi aşanları asla sevmez”

Araf Suresi: 55

“Rabbini içinden yalvararak, korkarak ve fakat yüksek sesle olmaksızın sabah zikret; gafillerden olma”

Araf Suresi: 205

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“…Yolun en faziletlisi Muhammed’in yoludur. En kötü iş ise sonradan icat edilenlerdir. Her bid’at dalalettir.”

Buhari itisam: 16

Bu hadiste Rasulü Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnetinin dışında ihdas edilenler bid’at olarak nitelendirilir.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

“Hakikat şu ki kim benden sonra terk edilmiş bir sünnetimi ihya ederse, onunla amel eden herkesin ecri kadar o kimseye sevap verilir, hem de onların sevabından hiçbir şey eksilmeden. Kim de Allah’ın ve Rasulünün rızasına uygun düşmeyen bir dalalet bid’atı icad ederse onunla amel eden insanların günahları kadar o kimseye günah yükletilir, hem de günahlarından hiç bir şey eskitilmeden.”

Tirmizi, Müslim, Ebu Davud

Bu hadiste de anlaşılır ki Allah ve Rasulünün rızasına uygun düşmeyen icadlar “Dalalet Bid’atı” olarak kayıtlandırılmıştır.
Bid’atta Hayrı İstemek

Hakem ibnu’l-Mübarek haber verip dedi ki: Bize Amr bin Yahya haber verip dedi ki; babamı babasından şöyle rivayet ederken duydum: babam dedi ki:

“Sabah namazından önce Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın kapısının önünde oturduk. O çıkınca onunla birlikte mescide yürürdük. Birgün Ebu Musa el-Eşarî (Radiyallahu Anh) yanımıza geldi ve:

−“Ebu Abdirrahman şimdiye kadar yanınıza çıktı mı?” dedi.

−“Hayır” dedik. O da bizimle beraber oturdu. Nihayet Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh) çıktı. O çıkınca hep birden ayağa kalktık. Sonra Ebu Musa (Radiyallahu Anh), Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’a şöyle dedi:

−“Ebu Abdirrahman biraz önce mescidde yadırgadığım bir durum gördüm. Ama yine de Allah’a şükür hayırdan başka bir şey görmüş değilim. Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh):

−“O nedir?” diye sordu. Ebu Musa (Radiyallahu Anh):

−“Birazdan mescide gidince göreceksin” dedi ve şöyle devam etti:

−“Mescidde halkalar halinde oturmuş ellerinde de çakıl taşları olan bir grup ve bu grubun başında bir adam:

−“Yüz defa Allah-u Ekber deyin” diyor, onlarda yüz defa Allah-u Ekber diyorlardı.

−Sonra, “Yüz defa Lailahe İllallah deyin” diyor, onlarda yüz defa Lailahe İllallah diyorlardı.

−Sonra, “Yüz defa Subhanallah deyin” diyor onlarda yüz defa Subhanallah diyorlardı.

−Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh):

−“Peki onlara ne dedin?” dedi. Ebu Musa (Radiyallahu Anh):

−“Senin görüşünü bekleyerek veya senin emrini bekleyerek onlara bir şey söylemedim” dedi. Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh):

−“Onlara kötülüklerini sayıp hesap etmelerini emretseydin ya. İyiliklerinden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine dair onlara güvence verseydin ya” dedi. Sonra Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh)’la beraber mescide gittik. Nihayet Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh) bu halkalardan birine geldi, başlarına durdu ve şöyle dedi:

−“Bu yaptığınızı nedir?”

Onlar:

−“Ebu Abdirrahman bu çakıl taşları ile Allah-u Ekber, Lailahe İllallah ve Subhanallah deyişlerimizi sayıyoruz.” dediler. Bunun üzerine Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

−“Artık kötülüklerinizi sayıp hesap edin! Ben iyiliklerinizden hiçbir şeyin zayi edilmeyeceğine kefilim dedi. Yazıklar olsun size! Ey ümmeti Muhammed ne çabuk helak oldunuz! Nebiniz Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şu sahabesi içinizde hala bolca bulunmaktadır. İşte onun elbiseleri henüz eskimemiş, kabları henüz kırılmamıştır. Canım elinde olan Allah’a yemin olsun ki sizler kesinlikle Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in dîninden daha doğru yolda olan bir din üzerindesiniz ki bu imkânsızdır veya bir sapıklık kapısı açmaktasınız.”

Onlar:

−“Vallahi, Ebu Abdirrahman! Biz sadece hayrı elde etmek istedik” dediler. Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh)’da şöyle karşılık verdi:

−“Hayrı elde etmek isteyen niceleri vardır ki onu hiç elde edemeyeceklerdir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize bildirdi ki:

“Bir topluluk Kur’an’ı okuyacaklar da bu okuyuşları sadece dilde kalacak, onların köprücük kemiklerinden ileriye geçemeyecek”

−“Vallahi bilmiyorum, belki onların çoğu sizdendir.” Sonra Abdullah bin Mes’ud (Radiyallahu Anh) onlardan yüz çevirdi. Amr bin Yahya’nın dedesi Amr bin Selime bundan sonra şöyle dedi:

−Bu halkalardaki insanların genelini en-Nehveran olayında Haricilerin yanında bize karşı vuruşurken gördük.”

Darimi: 1/23/210

Burada cereyan eden olaya göre bir grup insanın hayrı elde etmek istediklerini söyleyerek Allah’a ibadette mübalağa kastettiklerini anlıyoruz. Tabi ki bu yanlıştır, bid’attır. Burada bu halkadaki insanlar eğer gerçekten hayrı istiyorlar ise daha sonra neden Hariciler safına katılarak sahabilere karşı savaştılar. Bence onların asıl amacı dinde insanları sapıklığa düşürmektir. Onlar hayrı istediklerini öne sürüyorlar fakat yaptıkları şer bir temayüldür. Biz Müslümanlar hayrı elde edeceğiz diye Kur’an ve Sünnet yolundan sapmamalıyız. Bizler zaten Kur’an ve Sünnete göre yaşarsak Allah-u alem hayrı elde ederiz. O yüzden bu gibi dinde saptırıcı şeylere mü’minlerin ihtiyacı yoktur.
Bid’atı Hasene ve Bid’atı Seyyie diye kısımlara ayrılması

a) Yukarıdaki iddia sahiplerinin delilleri:

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘İnanarak ve sevap umarak Ramazanda ibadetle kâim olan kimsenin geçmiş günahları mağfiret olunur’ buyurmuştur.”

İbni Şihab şöyle dedi:

“Ramazan gecelerindeki namaz işi bu hal iken yani kılan yalnız başına kılarken Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat etti. Sonra bu iş, Ebu Bekir (Radiyallahu Anh)’ın halifeliği zamanında ve Ömer (Radiyallahu Anh)’ın halifeliğinin başlarında da Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinde olduğu gibi isteyenin cemaatsiz olarak yalnız başına kılması suretiyle kılınır oldu.

Abdurrahman İbni Abdin el-Kâri’den rivayet etti. Bu Abdurrahman şöyle demiştir:

“Bir Ramazan gecesi Ömer İbni Hattab (Radiyallahu Anh)’ın beraberinde mescide çıktım. Birde baktım ki, insanlar yalnız ve dağınık topluluklar halinde teravih namazı kılmaktadırlar. Kimisi kendi başına namaz kılıyor, kimisi de namaz kılıyor ve bunun namazına bir kısım insanlar uyup namaz kılıyordu. Ömer (Radiyallahu Anh):

−Ben zannediyorum ki, bu dağınık olarak namaz kılan insanları bir tek okuyucu imamın arkasında toplarsam daha faziletli olacak dedi. Sonra buna kat’i olarak karar verdi. Ve akabinde ertesi günü, hicretin 14. senesi içinde o insanları Ubey bin Kab (Radiyallahu Anh)’ın arkasında topladı böylece teravih namazı cemaatle kılınmaya başlandı. Sonra diğer bir gecede yine Ömer (Radiyallahu Anh)’ın beraberinde mescide çıktım. İnsanlar okuyucu imamların namazına uyup namaz kılıyorlardı. Ömer (Radiyallahu Anh) bu manzarayı görünce: Ni’mel-bid’atu hazihi Şu teravihin böyle cemaatle kılınması ne güzel adet oldu diye sevincini belirtti ve:

−Fakat bu namazlarını gecenin sonuna bırakıp da bu namazdan sonra uyuyanlar, şimdi namaz kılanlardan daha faziletlidirler sözünü de ilave etti. Ömer (Radiyallahu Anh), teravihi gecenin sonunda kılmayı kastediyor. İnsanlar ise teravihi gecenin evvelinde kılmakta idiler.

Buhari: 1863, 1864
Hadisin Açıklaması

Ömer (Radiyallahu Anh)’ın yeniden uygulamaya konulan bu güzel adeti bid’at diye tabir etmesi, bu namazın Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sağlığında ve Ebu Bekr (Radiyallahu Anh)’ın halifeliği zamanında cemaatle kılınmasına devam edilmemiş olmasından yahut gecenin evvelinde kılınmış olmasından veya rekat sayısının en sahih rivayete göre ziyade edilmiş olmasından dolayıdır. Bid’at aslında Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında mevcut olmayan dini bir işi yeniden icat etmekten ibarettir. Teravih namazının cemaatle kılınması ise bid’atın bu umumi manasına elbette dâhil değildir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu namazı hayatında iki, üç gece cemaatle kıldırmıştır. Sonra bir gerekçe ileri sürüp cemaatle kıldırmayı terk etmiş ve herkesin yalnız olarak evinde kılmasını tavsiye etmiştir. Ömer (Radiyallahu Anh) zamanında Ubey bin Kab (Radiyallahu Anh)’ın imamlığı arkasında cemaatle kılınan bu teravih namazının kaç rekât kılındığı bildirilmemiştir.

Aişe (Radiyallahu Anha) yeğeni Urve’ye şöyle haber vermiştir:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir gece, gecenin ortasında çıktı da mescidde namaz kıldı. Bir takım insanlarda O’nun namazına uyup beraberinde namaz kıldılar. Sabah olunca insanlar geceleyin Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in mescidde namaz kıldırdığını konuştular. Bu haber yayılınca ertesi gece, birinci gecekilerden daha çok insan toplandı ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in beraberinde namaz kıldılar. Sabah olunca insanlar bunu yine aralarında konuşup yaydılar. Üçüncü gecede mescid halkı iyice çok oldu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yine çıkıp namaz kıldı, insanlar da O’nun namazına uyup namaz kıldılar. Dördüncü gece olunca mescid, toplanan insanları almaktan aciz oldu. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) o gece namaza çıkmadı. Nihayet sabah namazını kıldırmak için çıktı. Sabah namazını kıldırınca yüzünü cemaate karşı yöneltti ve hutbe başlangıcı olarak şehadet kelimelerini söyledi ve gece namazına çıkmamasının gerekçesini şöyle açıkladı:

−‘Şu muhakkak ki, sizin mescide oluşunuz bana gizli olmamıştır. Şu kadar ki gece namazı üzerinize farz kılınır da sonra onun edasından aciz kalırsınız diye korktum.’ buyurdu.

Ez-Zuhri şöyle dedi:

Nihayet Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) vefat etti. Ramazan namazı, evlerde kılınmak üzere devam edip durdu dedi. Bu hadisten anlaşılıyor ki Ömer (Radiyallahu Anh)’ın “bu ne güzel bid’attır” sözünden kasıt, kendisi bir bid’at çıkararak ona hüküm vermemiştir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından önce yaptığı ibadetin, yine Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ölümünden sonra tekrarlanması sonucu yapılan ibadettir. Ve Ömer (Radiyallahu Anh) bu olaya bid’at demiştir. Ömer (Radiyallahu Anh)’ın bid’attan kastı adettir. Buna Bid’atı hasene denmiştir. Şu an günümüzde bid’atın bir kısmı güzeldir diyenlerin bu iddialarına delil olarak sundukları Ömer (Radiyallahu Anh)’ın bu teravih namazı hadisesidir. Onlar bu hadiseyi kendilerine göre yorumlamışlardır. Ve buna da Bid’atı Hasene demişlerdir.

b) Bir bid’atın güzelliğine ve çirkinliğine kim hüküm verecek?

Bid’atı çıkaran kimse hüküm verecektir. Sünneti söz, fiil nefsine amir kılan bir kimsenin konuştuğu hikmet, hevayı söz ve fiil olarak nefsine amir kılan bir kimsenin de konuştuğu da bid’at olur.

c) “Küllü bid’atın dalale” Her bid’at dalalettir!

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle dedi:

“Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabıdır, yolların en hayırlısı Muhammed’in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir, her dalalet ateştedir.”

Müslim: 867, Nesei: 3/188

d) Her bid’atın dalalet olduğu yön:

İmam Şatıbi şöyle dedi:

“Her bid’at ne kadar küçük olursa olsun dalalettir. Burada o dalalettir hükmünde bid’atın kendisine bakılmaz. Aksine bu hükümde bid’atın ihdas edildiği yere bakılır. Bid’atın ihdas edildiği yer neresidir? Bid’atın sahibi bilse de bilmese de orası tamamlanmış, kemale erdirilmiş hiç kimsenin küçük veya büyük bir bid’at eklemesine imkan bulamayan İslam şeriatıdır. İşte burada bid’atın dalalet olması buradandır. Yoksa mücerred ihdas etmekten değildir. Zira dinde bid’at ihdas etmekte Allah’a ve Rasulüne istidrak etmek vardır.

İstidrak: Eksik olan şeyleri tamamlamak demek. Burada İmam Malik’in şu sözünü tamamlamak yerinde olur: “Her hangi bir kimse İslam’da bir bid’at ihdas eder ve onun güzel olduğunu zannederse bilsin ki o kimse Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in risalet görevine ihanet ettiğini iddia eder. Çünkü Allah:

“Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’dan razı oldum.” Maide: 13 buyurmaktadır. Bu ayetin geldiği gün dinden olmayan şeyler bu gün dinden değildir.”

El-itisam: 61

İslam dini, Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hayatında kemale ermiştir. Dolayısıyla Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den sonra da dinde ihdas edilen her şey bid’at mefhumu içerisine girer.

Bid’atın kötülüğü hakkında ayetler:

“Eğer sana cevap vermezlerse, bil ki onlar kendi batıl heveslerine uymaktadırlar. Oysa Allah’dan bir hidayet olmaksızın kendi batıl hevesine uyan kimseden daha sapık kim vardır? Allah zalim olan kimselere asla hidayet etmez.”

Kasas: 50

“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyi kendileri için dinden bir şeriat koyan ortakları mı var? Eğer önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı muhakkak aralarında hüküm olunurdu. Şüphesiz zalimler için acı bir azap vardır.”

Şuara: 21
Bid’at olmadığı halde bid’at denen şeyler

Bir takım insanlar vardır ki Kur’an ve Sünnette mevcut olan emir ve yasakları kabul etmeyerek bid’at olduğunu iddia etmektedirler. Bunların asıl amaçları insanları Kur’an ve Sünnet yolundan saptırmaktır. Genelde bu görevi günümüz tarikatçılarından bazıları üstlenmektedir. Bu tarikatçıların imamları bilerek veya bilmeyerek insanları yanlış yola sürüklemektedirler. Bu konuda Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

“Ümmetimin hakkında en çok korktuğum saptırıcı imamlardır.”

Darimi

Yine toplumun saptırıcı önderleriyle ilgili olarak:

Ömer (Radiyallahu Anh) sahabeden İbni Hudayr (Radiyallahu Anh) a:

−İslamı yıkacak olan şeyleri biliyor musun? dedi. O da:

−Hayır, dedi. Bunun üzerine Ömer (Radiyallahu Anh):

−İslamı yıkacak olan şeyler ilmin ortadan kalkması, münafıkların Kur’an üzerindeki cedelleşmeleri ve saptırıcı imamların hükümleridir dedi.”

Darimi: 63

Bazı şeylere bid’at olmadığı halde bid’at diyerek insanları saptıran önderlerin kıyamet günündeki halleriyle ilgili bir ayeti kerime:

“Kıyamet günü kendilerinin bütün (günah) yüklerini taşıdıktan sonra bilgisizce baştan çıkardıklarının (günah) yüklerinden bir kısmını da yükleneceklerdir.”

Nahl: 25

Bu ayetle ilgili olarak müfessir Mücahid diyor ki:

“Toplumun bozulmasına ve yoldan çıkmasına sebep olan dalalet öncüleri kendi günah yüklerini taşımakla kalmayıp, saptırdıkları kimselerin günahlarını da taşıyacaklardır. Bir de toplumun saptırıcı güçlerine gönül rızası ile itaat edenlerin azabında da hiçbir hafifletme olmayacaktır.”

İbni Kesir: 2/327

Örneğin bid’at olmadığı halde bid’at denen şeylerden mikrofon örneği vardır. Mahmudiye tarikatında mikrofon kullanmamaktadırlar. Ezanı mikrofonsuz okuma taraftarıdırlar. Kâfirler tarafından sonradan icat edilen bid’atlar olduğunu iddia etmektedirler. Diğer tarikatlarda da bulunan benzeri şeyler vardır. Biz Müslümanlar, bu konuda bir tarikat şeyhinin veya bir mezhep imamının görüşünü ve hükmünü değil, Kur’an ve bid’at olup olmadığını yalnız Kur’an ve Sünnet belirler. Biz mü’minlere de buna tabi olmak düşer. Son olarak söz yine Kur’an’ın

“Allah ve Rasulü bir şeye hüküm verdiği zaman mü’min bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah’a ve Rasulüne karşı gelirse apaçık sapıklığa düşmüş olur.”

Ahzap: 36

Rating: 5 stars

39 gün önce yazılmıştır.
"Bid’atın Tarifi" bu yazı 28 Temmuz 2010 tarihinde saat 08:45 sularında "Dini Sobet" kategorisinde yayınlanmış olup "admin" tarafından yazıldığı sanılmaktadır..Ve sayaçların yaptığı açıklamaya göre 7 views kere okunduğu söylenmektedir..Ayrıca Henüz yorum yazılmamış bir konudur
  • FriendFeed'de Paylaş
  • Facebook'ta Paylaş
  • Twitter'da Paylaş
  • Bu Yazı Hakkında Birşeyler Demek İstermisiniz?





    Telif Hakları Saklıdır 2010 ©
    Developer:| Ak-Tunc |
    Sitede yer alan reklam içeriklerinin www.islam-aski.com ile bir bağlantısı yoktur. Reklamların konusu dine aykırı ise, şiddetle men etmekteyiz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı, makale, resim, reklam gibi yerlerdeki olumsuzluk ifade eden şeylere rastlarsanız bize iletiniz.
    bilgi@islam-aski.com