Dükkandayim. Telefon caldi, bir bayan okuyucu:
- Merhabalar, Feyzullah Beyle mi görüsüyorum?
- Evet, benim.
- Ben sizin bir okuyucunuzum. Bazi sorularim var, müsaitseniz görüsebilir miyiz?, dedi. Adresi verdim ve ertesi gün geldi. Basi acik; ama makyajli degildi; acik da giyinmemisti. Önce hangi kitabimi okudugunu sordum.
- Komsumuzun cenazesi vardi. Ablam, sizin ALLAH insana Ne demisti?adli kitabinizin Kabir bölümünü cenaze evinde okudu. Zaten atmosfer de buna müsaitti ve cogumuz agladik.
- Ölümü ilk kez o an ensemde hissettim dedi.
Kitaptan birkac soru yönelttikten sonra aile yapisindan bahsetti.
- Dindar bir ailem var. Annem ve babam hacilar. Ablam kapali ve imam-Hatip mezunu. Ailemizde bir tek benim bacim acik.
- Okul falan var mi?
- Okul bitti. Su an bir muhasebecide calisiyorum.
- Aileniz demiyor mu, kizim neden kapanmiyorsun? Annen kapali, ablan kapali, yengen kapali
- Demez olurlar mi! Her gün basimin etini yiyorlardi. Ama onlar da artik beni bu sekilde kabullendiler.
- Aileniz, kizim neden kapanmayi düsünmüyorsun? dediginde nasil bir savunma yapiyordunuz?
- Kapanmam icin beni ikna edin kapanayim! dedim.
- Güzeeel Nasil ikna etmeye calistilar?
- Imam-Hatip mezunu ablam Nur Suresi 31. Ayeti okumami isteyip basörtüsünün farz oldugunu söylüyordu. Babam ise cevresinden utandigindan örtünmemi istiyordu. Annem, gelenek ve kültürümüzdeki örtünmemi istiyordu. Annem, gelenek ve kültürümüzdeki öneminden bahsediyordu. Digerler de benzer nasihatlerde bulunuyorlardi.
- Peki ablaniz bahsettiginiz ayeti okutmadan önce o ayetin sahibini tanitmaya calisti mi? Yani ALLAH`i
- Yoo hayir! Zaten ALLAHà inandigimi biliyorlar. Basi acik olduguma bakmayin. ALLAH`a inanirim cok sükür. Ramazan oruclarini tutuyorum. O noktada problemin yok cok sükür. Devamını Oku
Bir bakkalın yeşil renkli, güzel sesli, söz söylemesini bilen bir papağını vardı.
Bu papağan dükkânın bekçisi gibiydi. Alışverişe gelenlere, nükteli sözler söyleyerek şakalar yapardı. İnsanlar bir şey sorduğunda insan gibi cevap verir ve onlarla güzel güzel konuşurdu. Papağanlara has ötüşü de çok tatlıydı.
Efendi bir gün evine gitmiş, papağan ise bakkalda bekçilik yapıyordu. Bir kedi, kovaladığı fareyle birlikte dükkânın içine daldı. Can korkusuyla ne yapacağını şaşıran zavallı papağan, bir o yana, bir bu yana kaçmaya çalıştı. Dükkânın bir köşesine sıçrayınca orada bulunan gül yağı şişelerini devirdi. Şişeler kırıldı, yağlar döküldü. Ortalık iyice karıştı.
Hiçbir şeyden haberi olmayan dükkân sahibi işine döndü. Etrafına bakıp durumu anlayınca çok kızdı. Papağanın üstüne dökülen yağlardan, bu işi onun yaptığını düşündü. O öfkeyle papağanın başına vurdu. Vurmasıyla da olan oldu. Papağanın başındaki tüyleri döküldü. Kel oldu, dili tutuldu, konuşamaz oldu.
Bakkal yaptığına pişman olup ah vah etmeye başladı ama ne çare. Saçını, sakalını yolarak, ”Keşke elim kırılsaydı da o tatlı dilli papağanıma vurmasaydım” diye yakınması boşunaydı. Papağan kel başıyla, sessiz sedasız sinmiş bir vaziyette oturuyordu.
Bakkal, papağanın eski neşeli haline dönmesi için, etrafa sadakalar ve hediyeler dağıttı. Aradan günler geçmesine rağmen, kuş hiç konuşmadı. Bakkal, papağanın bir daha hiç konuşmayacağı düşüncesiyle şaşkın ve ağlamaklı bir haldeydi. Kunuşturmak için türlü türlü acayip ve garip sesler çıkararak onu neşelendirmeye çalıştıysa da bir fayda sağlayamadı. Devamını Oku
Fahri Kâinat Aleyhisselatu ve Selam Efendimiz ashabiyla birlikte haremi serifin etrafinda oturuyorlardi.
Henüz müsrikleri Hicazdan men eden ayeti celile inzal olmadigi için cemaat içinde Yahudilerin de önde gelen din adamlari bulunuyorlardi.
Aniden telasli bir sekilde sahabenin birisi geliyor ve ortama dikkat etmeden soruyor:
–Ey ALLAH in Resulü bir müskülüm var… Efendimiz SallALLAHu Aleyhi ve Sellem izin verince;
–Namazlarimi eda ederken kalbim bir türlü sükûn bulmuyor kendimi tam olarak namaza veremiyorum seytan hep musallat oluyor diyor.
Yahudi din adamlarindan birisi riya içinde hemen müdahale ediyor:
– Bizim dinimiz çok büyük ve saglam oldugu için biz ibadetlerimizi yaparken seytan bize musallat olamaz ve kalbimiz hazir olur diyor…
Kâinatin Efendisi Mahbub-u Hüda SallALLAHu Aleyhi ve Sellem Hz. Ali ye dönerek sen cevap ver buyuruyor…
Hz. Ali sükûnetle sahabeye dönerek:
– Sen hiç bos eve hirsiz girdigini gördün mü? Senin kalbinde iman oldugu için seytan çalmak için ugrasiyor olmasaydi ugrasmazdi diyor. Kalbinde iman oldugu için ALLAH-u Teala ya sükret ve her namaz sonrasi ‘SubhanALLAH’ ‘ALLAHuekber’ diyerek tesbihatta bulun bir zaman sonra kalbinin çok daha iyi oldugunu göreceksin buyuruyor…
Ahmed Rufai Hazretleri, bir gün talebelerine;
- “Içinizde kim bende bir ayip görüyorsa bildirsin” dedi.
Müritlerinden biri;
- “Efendim, sizde büyük bir ayip var” diye cevap verdi.
Bu mütevazi insan hiç kizmadi, talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi, belki sadece ayibindan kurtulabilmek ümidiyle sordu:
- “Söyle kardesim, o ayibim nedir?”
Talebe gözleri dolu dolu;
- “Bizim gibilerin size talebe olmasi” dedi.
Bu söz gönüllere çok tesir etmis, sohbette bulunan herkes aglamaya baslamisti. Ahmed Rufai Hazretleri de agliyordu. Bir ara sadece;
- “Ben sizin hizmetinizdeyim” dedi.
Genç kizin son senesiydi okulun bitmesine bir sene kala basörtüsü yasaginin polis nezaretinde uygulanmaya baslanmisti. Yasaga karsi direnis zincirleri de yavas yavas aile ve bazi cemaatlerden gelen basinizi açin emeginizi zay etmeyin, büyük hayirlar için küçük serleri kabul edin, yasaga direnmeyin, islama hizmet için baska çare yok, zaten basörtüsü fer-i bir mesele oldugunu Islam’in tek otoriter efendi hazretleri beyan etmeleriyle, çözülmeye baslamisti, direnis zincirleri.
Genç kiz bu fetvalar ve aile baskisi karsisinda basini açip taviz veren kervanina katilan kizlarin gitmesiyle artik iyice yalniz kalmisti, kendisi gibi direnen birkaç kiz kalmisti yani basinda.Onun vicdani bu fetvayi kabul etmiyordu bir türlü.basörtüsü farzdi nasil farzi terk edebilirdi.ikna odalarina girmeden cemaat agabeylerinin basinizi açin iknalarina maruz kalmisti,nefsi aç diyordu,ama vicdani rahatsiz ediyordu onu açma diyordu.Bazi cemaatler ise haramdir basini açmak diyordu bazilari zaruret haramlari helal eder diyordu.genç kiz bu fikir ve fetva karmasasi karsisinda bocalamaktan bikmisti.artik sadece medet umacagi ve güvenecegi ALLAH kalmisti.ONDAN YARDIM ISTEDI.Rabbim isin hakikatini göster yardim et rabbim diye yasli gözlerle yalvarmisti.
Ilkokulu bitirip kursa gelmisti. Ailesi kendi istegiyle geldigini söylemisti. Kayit için adini sordugumda, hiç de çekinmeyen bir tavirla Fatma dedi Ve ekledi: Eger hafizlik yaptirmazsaniz kaydolmak istemiyorum. Böyle tehdit edercesine konusmasi onu yasindan daha olgun gösteriyordu. Tebessümle: Korkmayin küçük hanim, siz isteyin, hafiz da yapariz, hoca da…
O küçük gözlerinin içi parildadi birden. Annesi, Hoca hanim kusuruna bakma hele sen, ille de hafiz olacagim der de, baksa bir sey demez. Bizim köyün hocasindan duymus. Peygamberimiz (sav), hafiz olanlara Cennette taç giydirilecekmis demis herhalde. Siz daha iyi bilirsiniz ya, köylü kafasi, biz de bu kadar duyduk anladik. Bu da çocuk iste.
Tabi teyze ne demek, keske herkes sizin gibi duyduklarindan etkilense de teslim olsa. Siz hiç merak etmeyin, kiziniz önce Allaha sonra, sonra bize emanet. Kadincagiz elime yapisti öpecekken geri çektim, utandim. Tuttum, ben onun elini öptüm. Gözleri yasardi. Hoca hanim bu eller, gözler hep günahli, asil sizinkiler öpülmeye layik. Estagfirullah teyze dedim, o ahrette belli olur. Bu konusmadan sonra kaydigini yaptigimda Fatmanin Erzurumlu oldugunu ögrendim. Bir an düsündüm, Küçük, nasil kalacak bu kadar buralarda
Zaman ilerledikçe Fatmanin edepli tavirlari daha da çok etkiledi beni. Azimliydi. Geceleri uykusunun arasinda ayetleri sayiklari görüyordum çogu kez. Böyle devam ederken, arada bir bana gelip soru soruyordu. Bir gün, Hocam, hafiz olmak için Kuran-i bitirmek mi lazim? diye sordu. Ben de, Tabii ki, hepsini ezberleyeceksin ki hafiz adini alacaksin. Bu cevabima çok üzülmüs gibiydi. Bir sey demek istiyordu sanki. Tesekkür etti ve döndü arkasina gitti. Derslerim arasinda onlara sürekli Kuran ezberlemekle isin bitmeyecegini, mutlaka içindekiler uygulamak gerektigini hatirlatiyordum. Talebelerden biri, Hocam dedi, Fatmanin annesi ona abdestli olmayanin hafizlara dokunamayacagini söylemis, dogru mu? diye sordu. Çok ilginç dogrusu. Masaallah dedim,Osmanli zamaninda atalarimiz Kuran-a ve Hafiza kiymet verdiklerinden öyle yaparmis dedim. Çok hoslarina gitmisti bu is. Hepsi adeta kendilerini ulasilmasi zor, kasa içindeki altin gibi görüyorlardi. Görsünler dedim içimden, bu yasta buralara gelmisler. Allah in kelamini ezberliyorlar, onlara fazla görmem bunu&
Bu arada Fatma ara sira rahatsizlaniyor ve revirde yatiyordu. Zaman geçtikçe Fatmanin morali ve sagligi daha da çok bozuluyordu. Bir gün dersini iki kez aksatinca sordum: Ne oldu yoksa, anneni mi özledin?Hayir dedi. Neden moralin bozuk? Çok fazlada hasta oluyorsun dedim. Yanlis anlamayin, inanin ki annemi özleyip de gitmek istedigim yok. Burayi çok seviyorum. Allahimdan çok korkuyorum. Buralari terk edersem bana ahrette hesabini sormaz mi? Bir sey diyemedim. Suçlu gibi hissettim kendimi.
Devamını Oku