Günahı çok olanın sevabı daha çok olmalıdır!

Bir okuyucum istemeyerek maruz kaldığı günahlarından dolayı aşırı üzülmekle kalmamış, ümitsizliğe bile düşmüş, bunca yanlışlardan sonra ‘benden adam olmaz’ diye de hüküm vermiş.
Ben böyle ümitsizliğe düşen hassas ve temiz insanlara diyorum ki:
- İnsan maruz kaldığı günahlarından dolayı üzülmeli, hatta vicdan azabı duymalıdır. Bu türlü üzülmeler, vicdan azabı duymalar hem bir nevi tövbe, istiğfar manasına gelir hem de iman işareti sayılır.
Nitekim günahından dolayı üzülüp vicdan azabı çekmenin iman işareti olduğunu bildiren Efendimiz (sas) şöyle buyurmuştur:
- Mümin günahını başına yıkılacak dağ gibi büyük görür, üzülüp vicdan azabı hisseder. Münkir ise burnu ucuna konmuş sinek gibi basite alır, üzerinde durmayıp geçiştirmek ister.
Demek günahlarından dolayı üzüntü ve gönül sızısı hissetmek müminliğin işaretinden başkası değildir. Ümitsizliğe düşmeye sebep yoktur.
Ne var ki, mü minin böylesine vicdan azabı duymaya başladığı sırada şeytan yine yakasını bırakmaz, bu defa da ona neleri telkin edip nasıl vesvese verir bir bakın. Devamını Oku
Allahü teâlâ, çok merhametli oldugu için, insanlarin zayifligina ve kuvvetlerinin azligina göre, bütün ibadetlerde en hafif, en kolay olanlari emretmistir. Nisa suresinin 27. âyetinde mealen; (Allahü teâlâ, size hafif, kolay emretmek istedi. Çünkü insan, zayif yaratilmistir) buyuruldu.
Allahü teâlânin, kullarina yapamayacaklari seyi emretmesi, hikmetine yakismaz. Kullarina, kaldirilamayacak, büyük kayayi kaldirmayi emretmeyip; herkesin çok kolay yapacagi kiyam, rüku, secde, bir kisa sure okumak ile meydana gelen namazi emretmistir. Namaz kilmak, herkes için çok kolaydir. Ramazan orucu da, pek kolaydir. Zekati da, çok hafif emretmis, malin hepsini degil, kirkta birini verin buyurmustur. Hepsini veya yarisini vermeyi emretseydi, kullarina güç olurdu. Merhameti, pek fazla oldugundan, emri tam yapilamaz ise, daha da hafifletmistir. Mesela, abdest alamayanlara, teyemmüm etmeye, namazda ayakta duramayanlara, oturarak kilmaya, oturamayanlara da, yatarak kilmaya, rüku ve secde yapamayanlara, ima ile kilmaya, bunlar gibi, daha nice kolayliklara izin vermistir.
Genç kizin son senesiydi okulun bitmesine bir sene kala basörtüsü yasaginin polis nezaretinde uygulanmaya baslanmisti. Yasaga karsi direnis zincirleri de yavas yavas aile ve bazi cemaatlerden gelen basinizi açin emeginizi zay etmeyin, büyük hayirlar için küçük serleri kabul edin, yasaga direnmeyin, islama hizmet için baska çare yok, zaten basörtüsü fer-i bir mesele oldugunu Islam’in tek otoriter efendi hazretleri beyan etmeleriyle, çözülmeye baslamisti, direnis zincirleri.
Genç kiz bu fetvalar ve aile baskisi karsisinda basini açip taviz veren kervanina katilan kizlarin gitmesiyle artik iyice yalniz kalmisti, kendisi gibi direnen birkaç kiz kalmisti yani basinda.Onun vicdani bu fetvayi kabul etmiyordu bir türlü.basörtüsü farzdi nasil farzi terk edebilirdi.ikna odalarina girmeden cemaat agabeylerinin basinizi açin iknalarina maruz kalmisti,nefsi aç diyordu,ama vicdani rahatsiz ediyordu onu açma diyordu.Bazi cemaatler ise haramdir basini açmak diyordu bazilari zaruret haramlari helal eder diyordu.genç kiz bu fikir ve fetva karmasasi karsisinda bocalamaktan bikmisti.artik sadece medet umacagi ve güvenecegi ALLAH kalmisti.ONDAN YARDIM ISTEDI.Rabbim isin hakikatini göster yardim et rabbim diye yasli gözlerle yalvarmisti.
Günümüz gençligi
Rasulullah’i taniyor mu?
Ashabi taniyor mu?
Ömer b. Abdülazizleri taniyor mu?
Imam-i Azamlari, Imam-i Safileri, Imam-i Rabbanileri, Buharileri, Müslimleri, Naksibendileri, Geylanileri, Selahaddin-i Eyyubileri, Seyh Samilleri, Osman Gazileri, Kanunileri, Fatihleri, Yavuzlari, Yunuslari, Mevlanalari taniyor mu?
Bugün müslümanlarin nesilleri, nice küfür, günahkâr ve fasik lider sanatçi, film yildizi vb. sahte öncülerin adlarini hayat hikâyelerini bir çirpida sayip anlatabilmekte ve kalplerinde bunlara karsi muhabbet duymaktayken, gönül fatihi dava liderlerinin birakin hayatlarini, isimlerini dahi bilememektedirler. Bundan da elbette anne baba ve egitimciler sorumludur.
Devamını Oku
Erkek olsun, kadin olsun, dünya isleri için, müminin mümine darilmasi, onu terk edip uzaklasmasi, aradaki bagliligi, ilgiyi kesmesi caiz degildir.
Müslüman olan ve dine uygun yasayan akrabayi ise, hiç olmazsa haftada veya ayda bir ziyaret etmeli, kirk günü geçirmemelidir.
Uzak memlekette ise, mektupla, telefonla veya haber göndererek gönlünü almalidir. Dargin olsa da ziyareti ve gönlünü almayi ihmal etmemelidir.
Akrabasi gelmezse, cevap vermezse de, giderek veya hediye, selam göndererek, yahut mektup ile, telefon ile yoklamaktan vazgeçmemelidir. Allahü teâlâ, müslüman olan ve salih olan akrabayi ziyareti emrediyor. Bunun tersi olanlari ziyaret etmeyi emretmiyor. Hele kendilerinden zarar gelecek günahkâr akrabadan uzak durmak gerekir.
Dargin olana, üç günden önce gidip barismak, daha iyidir. Güçlük olmamasi için, üç gün izin verilmistir. Daha sonra günah baslar ve gün geçtikçe artar. Günahin artmasi, barisincaya kadar devam eder. Hadis-i serifte, (Sana darilana git, baris! Zulüm yapani affet. Kötülük yapana iyilik et!) buyuruldu. (Ibni Ebiddünya)
Üç günden fazla dargin duran kimse, sefaat olunmazsa, affolunmazsa, Cehennemde azap görecektir. Günah isleyene, ona nasihat olmak niyeti ile ondan uzak durmak iyidir. Allahü teâlâ için darilmak olur.