Son nefeste dil neden dolayı tutulur?

54 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Cevap: İnsan hayatı boyunca nasıl yaşarsa son nefeste de öyle olur. Yani içinde bulunduğu ortamı, dünyası nasılsa, son nefesete de öyledir. Ecelin; ne zaman, nerede, nasıl geleceği (Lokman 31/34) bilinmediği için; hangi ruh durumumuzda, düşünce ufkumuzda isek öylece son nefesimizi veriririz. Kur’ân’ın bize belirttiği iman çizgisinde olursak, hem burada hem de âhirette kazançlı çıkarız. Şeytan çizgisinde olursak son nefeste de zorlanırız. Zorlukların, meşakkatlerin, azâpların başlangıcıdır ölüm…

Bu hâle sebep olan âmeller vardır. Yani son nefeste Kelime-i Şehâdet veya Tevhid’i söylemeye dil dönmez. Mesela; ezân, kâmet, hutbe ve Kur’ân-ı Kerim okunurken dünya sözü söylemek, dinlememek, bunları alaya alır mahiyettinde konuşmak, dinî konular anlatılırken, alaya almak, dinlememek, tuvalette ihitiyaç giderirken dünya sözü söylemek, ana ve babasına haksız yere asî olmak, insanlara iftira ve zulmetmek gibi amellerin son nefeste dili tutacağı bildirilmektedir.

Dilde “Kelime-i Tevhid ve Şehâdet” olup da kalpte olmazsa; bunun önemi olmayacağı aşikârdır. Son nefeste dilin kalbe bağlanacağı bildirilmektedir. İleride de açıklanacağı üzere, Ölüm meleğini gören kişinin dili artık gerçekleri konuşur. Dünya ile irtibatı kesilir. Son nefeste, Sırat-ı Müstakîm çizgisinde dünyadan ayrılmak önemlidir. İç dünyasında, kalb’te hidâyet çizgisinde dünyadan ayrılan kişini, dili elbetteki Sırat-ı Müstakîm çizgisinde olacaktır. Allah ve Resûlünün yolunda olmayan, onları sevmeyen, gönlünde onlara yer vermeyen kişilerin, son nefeste hidâyet çizgisinde olmaları ve dillerinin gerçekleri söylemeleri beklenemez.

Son nefeste telkin’in önemi nedir?

54 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Cevap: Ölmek üzere olana lâ ilâhe illallah‘ı telkin edilmesi gerektiği, son sözün Lâ ilahe illallah olursa Cennete girileceği belirtilir. Bundan maksat, kişini kalbinin imân çizgisinde olmasıdır. Çünkü kim ne üzere ölürse öylece diriltilecektir. Mü’min imânı üzere, münâfık da nifakı üzere dirilecektir. Son nefesteki hastanın yanında Yasin Sûresi okumanın faydası da bundan dolayıdır. Âyetleri duyunca Allah’ı ve Resûlünü hatırlaması ve imân çizgisinde ruhunu teslim etmesi umulduğundan, telkin mahiyetinde Yasin sûresinin okunması tavsiye edilmiştir.

“O’nu (Yasin Sûresini) ölülerinizin (ölmek üzere olan hastalarınızın) yanında okuyunuz.”

Dikkat edilirse, Yasin sûresinde ahiret motifleri ve imân hakikatlerı vardır. Yasin sûresinin ikinci sayfasında geçen olayların, Türkiye’de Antakya’da geçtiği müfessirler tarafından açıklandığınıda hatırlatmadan geçmeyelim.

Yanında telkin yapılırken veya Kur’ân okunurken zorlama olmaması için de La ilâhe illalah veya tövbe istiğfar söylenir. “Kimin son sözü la ilâhe illalah olursa Cennete girer.” tavsiyesine uyularak telkin yanı başında okunur; ama kendisinin de tekrarlanması söylenmez.

“Siz ölülerinize (ölmek üzere olan hastalarınıza) la ilâhe illallah’ı telkin ediniz.” Hadis-i Şerif’te de ifade edildiği üzere zorlama yapılmaz. Kendisini irâdesi ile imân çizgisinde olması temenni edilir. Zorlama ile imânın faydası yoktur. Son nefeste olan ölünün hidâyet üzere, Sırat-ı Müstakîm üzere âhirete gitmesi umulur.

“Kim ne üzere ölürse, öylece diriltilir.”

Son nefesteki hastaya ne yapmak gerekir?

54 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Cevap: Ziyâret edilip tövbe istiğfâr yapılmalı, yanında iyi şeyler konuşulmalı, kelime-i şehâdet okunmalıdır. “Sizler bir hastanın veya ölünün yanında bulunduğunuz zaman hayır söyleyin. Muhakkak ki melekler sizin orada konuştuklarınıza amin derler.” Ölümü çok yaklaşmış olan kimsenin ağzı ve boğazı susuzluktan kurur. Kendiside su isteyemez. Şeytan ise imânını almak için bir bardak su ile görünür. İmânına karşılık suyu vereceğini söyler. Bu yüzden hastanın su ihtiyacının giderilmesi gerekir.

Can verdikten sonra ölüye şunları yapmak iyidir:

Gözleri kapamak, çeneyi bağlamak: Hözler kapatılmazsa ve çene bağlanmassa, kan donduğu için gözler bir daha kapanmamakta ve çenede bağlanmamaktadır. Eğer gözler açık ve çene de bağlanmazsa, oluşacak görüntü, yakınları üzerinde psikolojik etki yapabilmekte, ayrıca çenenin açık kalması yıkanma esnasında ölünün ağzına su girmesine sebep olabilmektedir.

Elbiselerini çıkarıp üzerini bir örtü ile örtmek:

Ölen kişini elbiseleri hemen çıkarılmazsa, yukarıda sebebi belirtildiği üzere, sonradan çok zorlanılmaktadır. Ölünün techiz ve tekfininde acele etmek:

Ölünün yıkanması ve kefenlenmesi işlerini fazla geciktirmemek gerekir. Bu işlerden sonrada ölümü ilân etmek gerekir.

Ölüm istenir mi, ölüye ağlanır mı?

54 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Cevap: Ölüm mü’minin Allah’a kavuşmasıdır. Seven her zaman sevdiğine kavuşmak ister. Peygamberimiz (s.a.v)’in ifâdesiyle “..mü’mine ölüm gelince, Allah’ın rızası ve ikramıyla müjdelenir. Önünde ölümden başka daha sevgili bir şey yoktur.. Mü’min Allah’a kavuşmayı sever, Allah’ta ona kavuşmayı sever. ..kâfir ise ölümden hoşlanmaz..” Ölüm bir terhistir. Bu dünyadan gitmek, öbür âleme geçiş için olması gereken yolculuktur. Ölüm bir pasaporttur. Ancak zorunda olduğumuz, yaşamak zorunda kaldığımız bir gerçektir. Peygamberimiz ölümü hatırlamamızı ve hatırdan çıkarmamazı istemektedir. “Lezzetlerin, tatların yakıcısı olan ölümü çokça anın.”,”Sizden hiçbiriniz başına gelen bir sıkıntıdan ötürü asla ölümü temenni etmesin, şayet ölümü istercesine olağanüstü bir darlıkta kalırsa, o zaman şöyle desin: Allah’ım! benim için yaşamak daha hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat, benim için ölüm hayırlı olduğu vakit de beni öldür.”

Âlimler, bu hadis-i şerife dayanarak, ölümü temenni etmenin mekruh olduğunu beyan etmişlerdir. Ölümü temenni etmek nasıl yasaksa, her ne şekilde olursa olsun intihar etmek de kesinlikle haramdır. “Her kim bir uçurumdan aşağı atlarsa, Cehennem ateşinde daimi sûrette kendini yüksekten bırakır. Kim, zehir içerde canına kıyarsa, elinde zehir içer bir halde ebedî olarak Cehennemde azab olunacaktır. Her kim de, kendini herhangi bir demir parçası (bıçak, vs.) ile öldürürse, o da, bıçağı elinde karnına vurarak aynı sûrette Cehennemde azab olunacaktır.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v), bir hastalığında amcası Hz.Abbas’ı ziyarete gittiklerinde, amcasının halinden şikayetçi olduğunu ve ölümü temenni ettiğini görünce “Ey amcacığım, ölümü temennî etme! Çünkü sen iyilerden isen (yaşarsan), iyiliğin üzerine iyilik artırsın ki, bu senin için daha hayırlı olur. Eğer günahkâr isen, o zamanda ölümün geciktirilmekle affedilmeyi istersin, günahlarından tevbe edersin ki, bu da senin için hayırlıdır.” buyurdu.

Allah’ın yersiz ve manasız birşey yapmayacağına gönülden inanan bir mü’mine düşen, mütevekkil bir edâ ile boyun büküp kader razı olmaktır. Başa gelen bir sıkıntıya katlanamayıp ölümü istemek, kadere bir nevi itiraz anlamı taşır. Ömür bir fırsattır, hayatın uzun ve amellerin iyi olması daha hayırlıdır. “Ömrü uzun ve ameli güzel olana ne mutlu!”

Ölüme ağlamaya gelince; Ölüm önemli bir hâdisedir. Bu hâdise sebebile insanın hüzünlenmesi, kederli bir hâl alması normaldir. Hatta açığa vurup sessizce ağlaması ve gözyaşı dökmesinde bir sakınca yoktur. Peygamberimiz de oğlu İbrahim’in, kızının ve kızının çocuğunun vefâtlarında ve ashapta Sa’d b. Ubâde’nin hastalığında, bizzat gözlerinden yaşlar akıtarak ağlamış; kendisine, ağlamayı yasakladıkları hatırlatılınca, bunun yasak olan ağlama şekli olmayıp, gözyaşı dökmekle Allah’ın azap etmeyeceğini, ancak mübârek diline işâret ederek onunla azap edeceğini belirtmiş ve “Muhakkak ki ölü, ehlinin üzerine bağırıp çağırmasıyla azap duyar” buyurmuştur.

Ölüye sessiz ağlamanın câiz ve mübah olduğu açıktır. Yüksek sesle ve bağırarak ağlamak ise, Hanefî ve Mâliki mezheplerine göre haramdır.; Şafiî ve Hanbelî ise yüksek sesle ağlamayı mübah görmüşler, ancak cahiliyye de olduğu gibi ölünün bir takım iyiliklerini sayıp dökerek, vay benim yiğidim, arslanım, evimin direği… gibi sözlerle bağırıp ağlamak, saçını başını yolmak, başına, yüzüne veya dizine vurmak, elbiselerini yırtmak câiz değil, haramdır, demişlerdir.

Bir yakınını ve sevdiği kişileri kaybedenlerin, eğer güçleri yetiyorsa sabretmeleri ve ağlamamaları en iyi harekettir. Sabredildiği takdirde karşılığının Cennet olduğu bildirilmiştir. Buna güç yetiremeyenlerin, sessizce ağlamaları ve gözden yaş akıtmaları câizdir. Ama ölünü birtakım iyiliklerini ve hayatta yaptığı işleri sayıp dökerek ve ağıtlar düzerek ağlamak, kesinlikle haram ve yasaktır. “Benim çocuğumu, benim kocamı, benim babamı Allah niçin aldı? Başkasının canını alsaydı, başkasını öldürseydi ya…” gibi ifadeler, bu sözleri sarfederek ağlama ve sızlamalar bir nevi kadere itiraz manasınını içereceğinden Resûlullah tarafından mahzurlu görülmüştür. Resûllulah (s.a.v), oğlu küçük İbrahim’in vefâtında gözlerinden yaşlar akıtmış, “..göz ağlar kalp üzülür, Rabbimizin razı olamayacağı söz söylemeyiniz” buyurmuştur.

Âhiret inancının önemi nedir?

54 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Cevap: İslam’da âhiret gününe inanmak, imânın bir rüknü, inancın bir parçasıdır. Âhirete imân etmeyeni gerçek mü’min olamaz. Kur’ân’da mü’minin özellikleri sayılırken “(Onlar) namaz kılan, zekat veren ve Âhirete de kesinlikle inanan (mü’minlerdir)” (Bakara, 2/4) buyrulur. Âhirete inanmanın insan için önemi büyüktür. Bu sebeple Kur’ân’da Âhiret hayatı çokça zikredilmekte, bazan delil ve hüccetlerle, bazan de misaller verilmek ve tasvirler yapılmazk sûretiyle, âhiret, insan zihnine iyice yerleştirilmeye çalışılmaktadır. “Ben neyim? Nereden, niçin geldim? Ne olacağım?” gibi sorulara âhirete imân sayesinde cevap bulunabilmektedir. Nereden gelip nereye gideceğini bilen insan, gelecek hakkındaki endişelerinden kurtulur, gayesini belirler. Dünya hayatı anlama kazanır. “Sizi boş yere yarattığımız ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Muminun, 23/115), “Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki, siz ölü idiniz sizi O diriltti. Sonra öldürecek, sonra tekrar (haşir için) diriltecek ve sonunda O’na döneceksiniz.” (Bakara, 2/8 ), “Kim Allah’ı, meleklerini, Kitaplarını, Peygamberlerini ve âhiret gününü inkâr ederse, mutlaka haktan çok uzak, derin bir sapıklığa sapmıştır.” (Nisa, 4/136), “Âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalan sayan kimselerin işleri boşa gitmiştir.” (A’raf, 7/147)

Âhirete inanmayani bu inanca sahip olmayan huzursuz olur; dünyasını Cennet yapar ama mutlu olamaz, hem dünyasını hem âhiretini berbat eder. Dünya ve âhiret birbirine bağlıdır. Dünya, âhiretin tarlası yani âhiret için olduğu gibi âhiret de bu dünyanın nizam ve düzeni içindir. Âhirette imân, dünya ve dünya üzerindeki muamelelerin ıslahı ile âhiretin kazanılmasını içine alan bir esastır. Denebilir ki, İslâm dini bu dünya için gelmiştir. Bu dünyada mutlu olmayan âhiretini de berbat etmiş demektir.

Âhirette kâinatın yaratıcısı önünde hesap verme duygusu, toplumda; fenalıkları, fitne ve fesadı, zulüm, cinayet ve hasızlıkları önleyen âmildir. Âhirete imanı olanın ölüm korkusu yoktur. Çünkü o, insanın bu dünyaya geçici zevkler peşinde koşarak ebedî hayat hazırlığını unutmak için değil, ebedî saadeti kazanmak için geldiğini bilmektedir.

Bu dünyada, uyuduğumuzda gördüğümüz rüyâlar, bir çeşit bizi âhiret hayatına götürür. Kur’ân’ı Kerîm birçok âyetlerinde, görülen rüyâları anlatmakta, sahih hadis kitaplarında, görülen rüyâlar, bazen bizzat Hz. Peygamber tarafından da yorumlanmaktadır. Hatta âlemleri çınlatan Ezân-ı Muhammedî, rüya ile olmuştur. Bir-iki saniyede gördüğümüz rüyâyı, akşam yattığımzdan beri gördüğümüzü sanırız, “İyi ki rüyâ imiş!” deriz. Ve gördüğümüz rüyâyı birkaç saat sonra unuturuz. Ayrıntılarını çok az hatırlayabiliriz. İşte ölümde dünya rüyâsından bir nevi uyanıştır. Rüyâyı hatırlayamadığımız gibi, ölünce de dünyamızı hatırlayamayız. Kirâmen Kâtibin melekleri bize dünya hayatını hatırlatmaya çalışır.

Cehennemlikler, ebedî olarak Ateş’in lezzeti içindedirler. Esasen ızdıraplarla ve yoksullukla hırpalandığı halde, rüyasında mutluluk içinde ve zengin olduğunu gören bir insanın durumu bununla kıyaslanabilir. Sert yatak, hastalık, ağrılar, fakirlik ve yaralar içinde uyuyan bir kimseyi değerlendirirsen “O azâptadır” dersin.

Cehenneme girenlerin durumu da böyledir. Çünkü zaman kavramı, dünya hayatına âit bir mahlûktur. Zaman, mü’min için ayrı, kâfir için ayrıdır. (Bkz. Hac, 22/47) Mü’min için bir gün bin yıl gibi uzarken, kâfir için elli bin yıl gibi uzayacaktır. (Bkz. Secde 32/5)

Âhirete inanan kimse, iyi amellerle ebedi saadete kavuşacağını bildiren ibadetlerinden haz duyar. Âhiret inancı gençlere şu teklifini vererek aklını başına getirir: “Cehennem var, sarhoşluğu bırak.” Âhirete inanan yaşlı Müslümanlara; Merak etmeyiniz, sizin ebedî gençliğiniz var; gelecek ve sizi bekliyor, iyilikleriniz muhafaza edilmiş, mükâfatlarını göreceksiniz. Kaybettiğiniz evlâd ve akrabalarınızle sevinçlerle görüşeceksiniz, diye teselli verir.

Âhiret hayatı ne demektir?

54 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

1. Âhiret hayatı ne demektir?

Cevap: Âhiret hayatı, kainatta mevcut düzenin bozularak yok olması sonucunda, yeni bir takım âlemlerin var olması ve ölenlerin tekrar hayat bularak mahşerde toplanmaları ile başlayan sonsuz bir hayat demektir. Âhiret, ölümden sonra başlayan ve mahşerdeki dirilişten sonra ebedîyen devam edecek olan bir hayattır. Âhiret gününe; âhiretteki ebedi hayatın kıyâmetin kopuşundan sonra başlaması nedeniyle “Kıyâmet Günü”, yapılan iyilik ve kötülüklerin karşılığı tam olarak orada alınacağı için “Din günü, Ceza günü”, geçici olan dünya hayatının karşıtı olduğu için de “gerçek hayat, ebedi âlem, bâki âlem” gibi isimler verilmiştir.

Âhiret günü; Kur’ân’da, mü’minler Allah’a kavuşacakları için “Kavuşma Günü” (Mü’min, 40/15), insanlar ve bütün mahlûkât o günde bir araya toplanacağı için “Toplanma Günü” (Teğabün, 64/9), dünya hayatlarında Allah’a imân edip O’nun emir ve yasaklarına kulak asmayanların aldandıkları ortaya çıkacağı için “Aldanma Günü” (Teğabün, 64/9), dirilişten sonra herkes kabrinden çıkacağı için “Çıkış Günü” (Kâf, 50/34) ve kâfirler amellerinin boşa gittiğini görünce yeniden Dünya’ya dönemk isteyecekleri için “Hasret Günü” (Meryem, 19/40) gibi isimlerlede zikredilmektedir.

Toplam 52 sayfa, 30. sayfa gösteriliyor.« İlk...102028293031324050...Son »
Telif Hakları Saklıdır 2010 ©
Developer:| Ak-Tunc |
Sitede yer alan reklam içeriklerinin www.islam-aski.com ile bir bağlantısı yoktur. Reklamların konusu dine aykırı ise, şiddetle men etmekteyiz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı, makale, resim, reklam gibi yerlerdeki olumsuzluk ifade eden şeylere rastlarsanız bize iletiniz.
bilgi@islam-aski.com