Ümmü Seleme Radiyallahu Anha

5 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Adı Hind binti Ebi Ümeyyetü’l-Mahzumiyye’dir. Allah’ın kılıcı Halid bin Velid (Radiyallahu Anh)’ın amcasının kızıdır. Kadınların en güzellerinden ve en soylularından olduğu kadar hicaplı ve pak bir hanımefendiydi. Babası ise Zadu’r-Rakb yani yol azığı lakaplı Sehl bin Mugire’dir ki, Kureyş’in sayılı cömertlerindendir.

Yolculuğa çıkarken yol arkadaşları için de fazlasıyla azık bulundurduğu için bu lakapla anılmaktaydı. İlk kocası, amcasının oğlu ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sütkardeşi olan Ebu Seleme Abdullah bin Abdilesed el-Mahzumi (Radiyallahu Anh)’dır. Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe hem Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i, hem de Ebu Seleme’yi emzirmişti.

Buhari 5214

Ümmü Seleme (Radiyallahu Anha) kocası ile beraber Habeşistan’a hicret eden ilk Müslümanlardandır. Ömer bin el-Hattab (Radiyallahu Anh)’ın Müslüman oluşuyla Mekke’deki Müslümanların dinlerini izhar etmeye ve Ka’be’de açıktan ibadet etmeye başladıklarını öğrenince Mekke’ye geri döndüler. Devamını Oku

Dua’nın Kabulünün Şartları

9 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

1- Kazâya muvafık olmak, yani sünnetullaha uygun bulunmak,
2- O kimse hakkında duânın kabûlü hayırlı olmak,
3- İstenilen şey muhal olmamak.

Duânın kabûlü için âdâbına ve şartlarına riâyet etmek lâzımdır. Bu şartların cümlesi mevcud olduğu bir durumda kabul olunma ciheti gâlib ise de kabul olunması yine meşiyyet-i ilâhiyyeye bağlıdır. Binâenaleyh Allah, dilerse kabûl eder, dilemezse etmez. Fakat kul, âdâbına riâyet ederek duâyı bırakmamalıdır.

Duânın kabûlünün âni olmasına kullar umûmiyyetle tahammül edemiyecekleri için istenilen şeyin bir müddet sonra verilmesi me’mûl olduğu gibi duâsı mikdarı o kimsenin üzerinden bir şerrin define sebeb olmak veyahud bilmediği bir cihetten duâsının eseri hâsıl olmak ihtimâline binâen duâya kabûl olunmadı nazariyle bakılmamalı ve “duâm kabûl olunmuyor” denilmemelidir.

Allah Teâlâ Hazretleri icâbet husûsunu, istimrâra; ya’ni geniş zamana delâlet eden muzâri’ sigasıyle beyan buyurmuşdur ki, bir zamanla mukayyed değildir, demektir. Kulun hakkında hayırlı olan bir zamanda kabûl eder.

Yine âyet-i celîle’de:

“Rabbiniz size: “Bana duâ edin ki duânızı kabul edeyim” dedi. O kimseler ki bana kulluk etmeğe büyüklendiler; pek yakında zelil ve hakîr olarak cehenneme girerler.” (1)

Duâ, Cenâb-ı Hak’tan, insanların muhtaç oldukları şeyleri tazarru’ ve niyâz ederek kemâl-i tevâzu’ ile istirham edip istemeleridir. Kulların Allah’a olan ihtiyaçlarını arz eylemeleridir.

Duânın kabûlünün en mühim şartlarından biri de duâ esnâsında Allah Zü’l-celâl Hazretlerinden gayri hiç bir şeye güvenmeyerek teveccüh-i tâm ile ve kat’î sûretde Hak Teâla Hazretlerine yönelmektir.

Duâda iki haslet aranır;

Birincisi: İzzet-i rubûbiyyeti bilmek,
İkincisi: Ubûdiyyetten olan zilleti idrâk edip Rab-binin himâyesine ilticâ ve ihsanından müstefîd olmasını arzu eylemektir.

“Ey müşrikler! Sizin âciz ma’bûdlarınız mı hayırlıdır, yoksa muztar olan kimse duâ etdiğinde onun duâsına icâbet eden ve istediğini veren ve o muztar kalan kimseye isâbet eden kötülüğü kaldıran ve sizi yeryüzünün halîfeleri kılan Allah Teâlâ mı hayırlıdır? Allah’la beraber bunları îcâd ve kullarının ihtiyâcını def eden bir ma’bûd var da ona mı ibâdet edersiniz? Düşünceniz ne kadar az ve kısadır. Zîra Kadir’i bırakıp âcize ibâdet edersiniz.” (2)

Yâni, Ey müşrikler! Sizin Allah’a ortak koşduğu-nuz putlar mı hayırlıdır, yoksa musîbetlerden bir musîbete veya fakîrlik ve hastalık gibi derd ve elemlerden muztar kalıb halâsına çâre arayan bir kimse duâ etdiği zaman duâsını kabul edib musîbeti âfiyyete ve fakrini ğınâya ve hastalığını sıhhate tebdîl etmekle sâhil-i selâmete çıkaran Kaadir ve Kayyum mu hayırlıdır?

Elbette kullarının ihtiyâcını def eden ve duâsını kabul edip istediğini veren Allah Teâlâ hazretleri bunlardan hiç birine kaadir olamayanlardan hayırlıdır. Binaenaleyh ma’bûd bi’l-hakk O’dur. O’ndan gayri ibâdete lâyık yoktur. Ve Allah Teâlâ Hazretleri size yeryüzünde tasarrufa kudret verendir. Dolayısıyla Zât-i Ecell ü A’lâya ibâdetiniz lâzımdır.

Allah’la beraber başka bir ma’bûd var mı ki gayre ibâdet edersiniz ve siz her ân arkası arkasına gelen ni’metlerin kimden geldiğini düşünmeniz gâyet az olduğundan Azîz ve Kavî Allah’ı bırakıp âciz ve zelîle ibâdet edersiniz.


(1) Gâfir (Mü’min) Sûresi, 60.
(2) Neml Sûresi, 62

Duâ Âdâbı

9 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Sakın sizden biriniz duâ ederken “Yâ Rabb, dilersen beni mağfiret eyle, dilersen bana merhamet eyle” demesin. İstediğini sağlamca ve kat’ıyyetle istesin. Çünkü Allah’ı şu veya bu işe zorlayabilecek hiçbir kudret yoktur.” (1)

Yine Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’dan rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:

“Sizden herhangi biriniz” duâ ettim de kabul olunmadı” diyerek acele etmedikçe duâsı kabul olunur.” (2)

Duâ eden duâsında ısrar etmeli, devam etmelidir. Her halde er veya geç müstecâb olur.

Bir de dünyâda müstecâb olmasa bile kul bunu yine kendi lehine bilip Allah’dan ümidini kesmemelidir. Duâ büyük bir ibâdet olduğu için âhırette de bir ecir ve sevâbı olur.

Duânın âdabı pek çokdur. Bu cümleden olarak:

1- Evvelâ abdestli bulunmak,
2- Bir namazdan sonra yapılmak,
3- Tevbe ve istiğfârını ve kemâl-i ihlâsını arzeylemek,
4- Kıbleye yönelmek,
5- Duâdan evvel Allah’a çokça hamd ü senâ etmek,
6- Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri’ne çokça salât ve selâm eylemek,
7- Duânın nihâyetini âmin ile bitirmek,
8- Duâda yalnız kendisini düşünmeyip bütün sâlihleri ve bütün mü’minleri duâya müşterek kılmak,
9- Bir hâcetini isterken ellerini semâya kaldırıp avuçlarını açarak duâ etmek,
10- Kıtlık; umumî sıkıntı ve felâketlerin def’i için ise ellerinin dışını semâya çevirerek duâ etmek ve Allah’a sığınmak, Devamını Oku

Kur’ân’da Duâ

9 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor:

“Ey Resûl-i Ekremim! Benim kullarım “Rabbi-miz uzakta mıdır, yakında mıdır?” diyerek sana beni sordukları zaman sen onlara cevap ver ki: Ben onlara pek yakınımdır. Bana duâ eden kulumun duasını kabul ederim. Duâ ettiğinde benden duâlarının kabulünü istesinler. Ve bana îman etsinler. Umulur ki onlar îmanları ve duâları sebebiyle doğru yola vâsıl olurlar ve irşâd olunurlar. “(Bakara Sûresi, 186)

Fahr-i Râzî, Kâzı Beyzâyi ve Hâzin’in beyânlarına göre ashâb-ı kiramdan bazı kimselerin: “Ya Re-sûlallah! Rabbimiz bize yakîn ise hafif sesle yahud gizlice duâ edelim. Eğer uzak ise yüksek sesle duâ edelim” demeleri üzerine bu âyet-i celîlenin nâzil olduğu mervîdir.

Başka bir rivâyette ise yahûdilerin: “Yâ Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-! Sen yer ile gök arasını pek uzak haber veriyorsun. Rabbimiz duâmızı nasıl işidir?” demeleri üzerine nâzil olduğu mervîdir. Bu sebeb-i nûzullere göre âyetin ma’nası şöyle olur:

“Ey Resûlüm! Benim kullarım sana benim evsâfımdan suâl edip Rabbimizin lutfu bize yakın mı? Duâmızı gizlice kendi içimizde mi yapalım? Yoksa uzakta mı? Duamızı yüksek sadâ ile yapalım? dediklerinde: “Sen onlara Benim tarafımdan cevâb ver. Ben onların gizli duâlarını işitirim. Zira Benim ilmim onlara pek yakındır. Binâenaleyh onların işlerini bilip sözlerini işiterek hallerine muttali’ olduğumdan duâ eden kimsenin duâsı ihlâs üzere olursa icâbet ederim. Şu hâlde onlar benden icâbet talep etsinler. Ben de onlara icâbet ederim. Senin vâsıtan ile onları îmana davet etdiğimde derhal îman etsinler. Zîra ben onların duâlarına icabet edince onların da benim da’-vetime icabet ve emrime itaat etmeleri vâcibdir ve onlar davetime icabetle doğru yolu muhakkak bulurlar.”

İbadet

10 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

İbadet, Allah’a saygı ve teslimiyettir. Bizi yoktan var eden sayısız nimet veren, yaratılmışlar arasında seçkin bir duruma yükselten Yüce Allah’a karşı bir şükür ve teşekkür görevidir. İnsanın böyle bir görevi yerine getirmesi, yaratılışının bir gereğidir. İbadetler, insanı Allah’a yaklaştıran en güzel amel, bir insanın dünyada ulaşabileceği en yüce makamdır. İbadetler ruhu yüceltir, kalbi ve düşünceyi kötü duygulardan uzaklaştırır. İbadetler aynı zamanda inancımızı güçlendirir ve korur, insanlar için büyük bir ihtiyaçtır.
İslâm’da ibadetler üç şekilde olur:
a) Bedenle olur: Namaz, Oruç gibi.
b) Mal ile olur: Zekât gibi.
c) Hem mal ve hem de bedenle olur: Hac gibi.
İbadet üç düşünce ile yapılır:
1) Allah’a; İbadet Ve Saygıya Lâyık Tek Varlık olduğu İçin İbadet Etmek.
Hiçbir karşılık beklemeden yalnız Allah’ın emrini yerine getirmek maksadıyla yapılan böyle bir ibadet, ibadetin en yüksek derecesidir. Bu dereceye hadiste “ihsan” derecesi denir. Cibril hadisinde, Cebrail aleyhisselâmın Rasûlullah (s.a.s) ve sorduğu sorulardan birisi de “ihsan” olmuştur. Hz. Peygamber buna şöyle cevap vermiştir; “İhsan; Allah’a sanki O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir” (Müslim, İmân, 5, 6; İbn Mâce Mukaddime, 9). Dolayısıyla İslâm’da ibadet insanın bütün davranışlarını kapsar.
2) Cennete girmeyi Umarak Veya Cehennemden Korkarak İbadet Etmek.
Bu düşünce ile ibadet yapan kimse Allah’ın emrini yerine getirmiş olur. Ancak insan; ibadeti, böyle menfaat düşüncesi ile değil yalnız Allah için yapmalıdır.
3) Dünyada Bir Yarar Sağlamak Amacıyla Gösteriş İçin İbadet Etmek.
İbadetin en aşağı derecesi budur. Buna ibadet demek bile doğru değildir. Çünkü Allah için yapılmayan ibadetin hiç bir değeri yoktur.

Kardeşlerimi Görmeyi Çok İsterdim.

10 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

”Beni Görmedikleri Halde Bana İman Eden Kardeşlerimi Görmeyi Çok İsterdim.”

Resulullah (S.A.V) birgün sahabelerine:

“Ah keşke bana doğru, havuza gelen kardeşlerimi bir görsem de, içlerinde şerbetler olan kaselerle onları karşılasam.Cennet’e girmeden önce, onlara (Kevser) havuzumdan içirsem.”

Bu sözleri üzerine ona denildi ki:

“Ey Allah’ın Resulü biz senin kardeşlerin değil miyiz?”

O şöyle cevap verdi:

“Sizler benim ashabımsınız(arkadaşlarımsınız). Benim kardeşlerim de beni görmedikleri halde bana inananlardır.Mutlaka ben Rabbimden sizinle ve beni görmeden iman edenlerle gözlerimi aydınlatmasını istedim”.

(Ramûzu’l-Ehadis s. 361, 4460 hadis (Ebu Nuaym, İbn-i Ömer’den)Ayrıca bk. Hak Dini IV, 2731 (Yuns suresi 62. ayeti ile ilgili olarak Evliyaullah’a havf, hüzün olmayacağı açıklanırken benzer bir hadis-i şerifin mealinden söz edilir): Hayatu’s-Sahabe. II, 567-568 (iki uzun hadisle buradaki hakikata temas ediliyor.)

Toplam 6 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...Son »
Telif Hakları Saklıdır 2010 ©
Developer:| Ak-Tunc |
Sitede yer alan reklam içeriklerinin www.islam-aski.com ile bir bağlantısı yoktur. Reklamların konusu dine aykırı ise, şiddetle men etmekteyiz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı, makale, resim, reklam gibi yerlerdeki olumsuzluk ifade eden şeylere rastlarsanız bize iletiniz.
bilgi@islam-aski.com