Horozun feryadı:

7 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Hiç duydunuz mu horozun neden öttüğünü? Onun bu feryadının sebebi nedir sabah’ın o saatinde niye öyle içli içli, yüreği yanarak ve titreyerek öter düşündünüz mü hiç?
Geçtiğimiz gün eda ettiğimiz Mirac Kandili Resullah efendimiz “merdiven” manasına gelen “Mirac” gecesi yani büyük vuslatın “aşığın maşuğu”nu kendisiyle görüştürmesi. Sevgili Peygamber Efendimizin akılların anlatmakta aciz kaldığı mekandan münezzeh, keyfiyetten uzak sadece baş gözü ile Resullullah Efendimiz Allahü tealanın yüzünü gördüğü gece..
Resulullah Efendimiz Mirac’a çıktığı zaman Cebrail aleyhisselam onu birinci kat semada gezdirirken. Resulullah Efendimiz horoz şeklinde bir melek görüyor ve bu horozu şöyle anlatıyor; “Ben horoz şeklinde bir melek daha gördüm. Çok büyük bir başı vardı. Öyle ki, bu baş Arş-ı Ala ile bir olmuştu. Ayakları yedi kat yerden daha da aşağı idi. İki kanadı vardı. Bu kanatları açtığı zaman, bütün doğu ile batıyı kapsardı, O meleğin makamı Sidret-ül Münteha idi. O Meleğin vücudu beyaz inciden, ibikleri kırmızı yakuttan yaratılmıştı. Devamını Oku

Deccal Hakkkında Hadis-i Şerifler

7 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Şa’bi’nin, Fatıma Bintu Kays (ra)’dan nakline göre Fatıma şöyle anlatmıştır: “Resulullah (sav) buyurdular ki “Temimu’d-Dari Hıristiyan bir kimse idi. Gelip biat etti ve Müslüman oldu. O, benim Mesih Deccal’den anlattığıma uygun olan bir rivayette bulundu. Bana anlattığına göre. Temim, bir gemiye binip denize açılmıştır. Yanında Lahm ve Cüzam kabilelerinden otuz kişi vardı. (Hava şartları iyi olmadığı için) onlarla denizin dalgaları bir ay kadar oynadı. Sonunda güneşin battığı esnada denizde bir adaya yanaştılar. Geminin kayıklarına binerek adaya çıktılar. Derken karşılarına çok tüylü kıllı bir hayvan çıktı. Bunlar, tüylerinin çokluğundan hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamadılar. (Şaşkın şaşkın): “Sen necisin, neyin nesisin?” dediler. O cevap verdi: “Ben cessaseyim!” “Cessase nedir?” denildi. “Ey cemaat! Şu manastıra kadar gelin! İçinde bir adam var, o sizin haberinize müştaktır!” dedi. O, böylece bir adamdan söz edince, biz onun bir şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam vardı\, hilkatçe gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerinden topuklarına demirle sıkı şekilde bağlanmıştı. “Vah sana! Kimsin sen?” “Benim haberimi alabilmişsiniz. Şimdi siz kimsiniz, bana söyleyin!” dedi. Arkadaşlarım: “Biz bir grup Arabız. Bir gemideydik, denizin coşkun bir anına rastladık. Dalgalar bizi bir ay oynatıp oyaladı. Sonra şu adaya yaklaştık, sandallara binip adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık. “Vah sana, nesin sen?” dedik. “Ben cessaseyim!” dedi. Biz: “Cessase de ne?” dedik. “Manastırdaki şu adama gelin, o sizin haberinize pek müştaktır!” dedi. Biz de koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için korktuk” dedik. Adam: “Bana Beysan hurmalığından haber verin!” dedi. Biz: “Onun neyinden haber soruyorsun ?” dedik. “Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu?” dedi. “Evet!” dedik. “Öyleyse meyve vermeme zamanı yakındır!” dedi. “Bana Taberiya gölünden haber verin!” dedi. “Onun nesinden haber istiyorsun?” dedik. “Onun suyunun çekilmesi yakındır!” dedi. “Bana Zuğer gözesinden haber verin!” dedi. “Sen onun neyinden haber istiyorsun?” dedik. “Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır?” dedi. “Evet, onun çok suyu vardır! Sahipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar!” dedik. “Ümmilerin peygamberlerinden bana haber verin. O ne yaptı?” dedi. Devamını Oku

Hadislerde Duâ

9 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Büyük zorluklara dûçar olduğunuz zaman “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir” zikr-i ce-mîlîne devam ediniz.” (1)

“Cenâb-ı Hak, duada fazla ısrar edenleri sever.” (2)

“Eğer bir kul, Cenâb-ı Hakk’a bir hususda duâ eder de icâbet olunmazsa onun yerine bir hasene, yani bir sevâb yazılır.” (3)

“Bir babanın oğlu için duâsı, bir peygamberin ümmeti hakkındaki duâsı gibi makbuldür.” (4)

“İyilik görenlerin iyilik gördükleri kimseler hakkında ettikleri hayır duâları reddolunmaz.” (5) Devamını Oku

Kur’ân’da Duâ

9 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor:

“Ey Resûl-i Ekremim! Benim kullarım “Rabbi-miz uzakta mıdır, yakında mıdır?” diyerek sana beni sordukları zaman sen onlara cevap ver ki: Ben onlara pek yakınımdır. Bana duâ eden kulumun duasını kabul ederim. Duâ ettiğinde benden duâlarının kabulünü istesinler. Ve bana îman etsinler. Umulur ki onlar îmanları ve duâları sebebiyle doğru yola vâsıl olurlar ve irşâd olunurlar. “(Bakara Sûresi, 186)

Fahr-i Râzî, Kâzı Beyzâyi ve Hâzin’in beyânlarına göre ashâb-ı kiramdan bazı kimselerin: “Ya Re-sûlallah! Rabbimiz bize yakîn ise hafif sesle yahud gizlice duâ edelim. Eğer uzak ise yüksek sesle duâ edelim” demeleri üzerine bu âyet-i celîlenin nâzil olduğu mervîdir.

Başka bir rivâyette ise yahûdilerin: “Yâ Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-! Sen yer ile gök arasını pek uzak haber veriyorsun. Rabbimiz duâmızı nasıl işidir?” demeleri üzerine nâzil olduğu mervîdir. Bu sebeb-i nûzullere göre âyetin ma’nası şöyle olur:

“Ey Resûlüm! Benim kullarım sana benim evsâfımdan suâl edip Rabbimizin lutfu bize yakın mı? Duâmızı gizlice kendi içimizde mi yapalım? Yoksa uzakta mı? Duamızı yüksek sadâ ile yapalım? dediklerinde: “Sen onlara Benim tarafımdan cevâb ver. Ben onların gizli duâlarını işitirim. Zira Benim ilmim onlara pek yakındır. Binâenaleyh onların işlerini bilip sözlerini işiterek hallerine muttali’ olduğumdan duâ eden kimsenin duâsı ihlâs üzere olursa icâbet ederim. Şu hâlde onlar benden icâbet talep etsinler. Ben de onlara icâbet ederim. Senin vâsıtan ile onları îmana davet etdiğimde derhal îman etsinler. Zîra ben onların duâlarına icabet edince onların da benim da’-vetime icabet ve emrime itaat etmeleri vâcibdir ve onlar davetime icabetle doğru yolu muhakkak bulurlar.”

Kardeşlerimi Görmeyi Çok İsterdim.

10 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

”Beni Görmedikleri Halde Bana İman Eden Kardeşlerimi Görmeyi Çok İsterdim.”

Resulullah (S.A.V) birgün sahabelerine:

“Ah keşke bana doğru, havuza gelen kardeşlerimi bir görsem de, içlerinde şerbetler olan kaselerle onları karşılasam.Cennet’e girmeden önce, onlara (Kevser) havuzumdan içirsem.”

Bu sözleri üzerine ona denildi ki:

“Ey Allah’ın Resulü biz senin kardeşlerin değil miyiz?”

O şöyle cevap verdi:

“Sizler benim ashabımsınız(arkadaşlarımsınız). Benim kardeşlerim de beni görmedikleri halde bana inananlardır.Mutlaka ben Rabbimden sizinle ve beni görmeden iman edenlerle gözlerimi aydınlatmasını istedim”.

(Ramûzu’l-Ehadis s. 361, 4460 hadis (Ebu Nuaym, İbn-i Ömer’den)Ayrıca bk. Hak Dini IV, 2731 (Yuns suresi 62. ayeti ile ilgili olarak Evliyaullah’a havf, hüzün olmayacağı açıklanırken benzer bir hadis-i şerifin mealinden söz edilir): Hayatu’s-Sahabe. II, 567-568 (iki uzun hadisle buradaki hakikata temas ediliyor.)

HZ. AMR İBNİ ÂS (r.anh)

10 gün önce admin tarafından yazılmıştır.

Amr İbni Âs radıyallahu anh akıllı, bilgili ve siyasette dâhî bir devlet adamı… “Mısır fâtihi” ünvanıyla meşhur bir sahâbî… Atak bir kişiliğe sahip zekî, fedakâr ve yiğit bir komutan…
O, Kureyş kabilesinin Sehm koluna mensuptur. Müslüman olmadan önce Mekke’nin ticaret ve siyaset hayatında önemli bir yeri vardı. Habeşistan Hükümdarı Necâşî ile dost idi. Mekke’li müşrikler Habeşistan’a göç eden müslümanların iâdesi için onu Necâşi’ye elçi olarak gönderdi.

Onun islâm’la şereflenişi Mekke fethinden önce oldu. şöyle ki : “Hendek savaşından sonra islâmiyet üzerinde düşünmeğe başladı. Ailesi, kabilesi hep müslümanların aleyhinde idi. Fakat o eskisi gibi müslümanlara karşı durmuyordu. Hatta kendisini kınayanlara: “Aldanıyorsunuz.” diye cevap veriyordu. Birgün çarşıda gezerken Halid İbni Velid ile karşılaştı. Fikrini ona açtı. Halid de aynı düşünce içerisinde olduğunu söyledi. Birlikte Medine’ye Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin huzuruna geldiler. İki Cihan Güneşi efendimiz onları görünce sevinçten gözleri parıldadı. Ashabına dönerek: “Mekke size ciğerpârelerini attı…” buyurdu. Birlikte kelime-i şehadet getirerek islâm’la şereflendiler. Amr İbni Âs, Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimize, önceki yaptıkları günahların af edilip edilmeyeceğini sordu. Rasûl-i Ekrem (s.a.) efendimiz de: “islâm öncekileri saymaz…” buyurdu.
Amr İbni Âs (r.a.) biat ettikten sonra aklını, dehâsını, becerisini ve cesaretini islâm’ın hizmetine verdi. Ömrünü hep savaş meydanlarında geçirdi. Fetih üstüne fetihler gerçekleştirdi. Birgün iki Cihan Güneşi efendimize; “Yâ Rasûlallah! Bunca zaman islâm’ın aleyhinde çalıştım. Bundan sonra islâm’a girdigim belli ola…” dedi. Efendimiz de: “Yakında, yakında..” buyurdu. Devamını Oku

Toplam 5 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345
Telif Hakları Saklıdır 2010 ©
Developer:| Ak-Tunc |
Sitede yer alan reklam içeriklerinin www.islam-aski.com ile bir bağlantısı yoktur. Reklamların konusu dine aykırı ise, şiddetle men etmekteyiz. Sitemizde yer alan herhangi bir yazı, makale, resim, reklam gibi yerlerdeki olumsuzluk ifade eden şeylere rastlarsanız bize iletiniz.
bilgi@islam-aski.com