Kadir Gecesinde Okunacak Dua

- Allahumme inneke afuvvun kerîmun tuhibbul afve fa’fu anni.
(Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)
KADİR NE DEMEKTİR?
Kadir kelimesi sözlükte; güç, kuvvet, şeref, azamet ve iktidar sahibi anlamına gelmektedir. Bu kelime Allah Teâlanın güzel isimlerinden biridir. Allah’u Teâla mutlak güç ve kuvvet sahibidir. İstediğini istediği zaman, istediği şekilde yapar ve yaptırır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.” buyurulmaktadır. Bakara Suresi, 20.
KADİR GECESİ NE ZAMANDIR?
Peygamberimiz (s.a.v.) den Ramazanın son on günü içindeki tek rakamlı gecelerden herhangi birinin Kadir Gecesi olduğuna dair hadisler nakledilmiştir.
(Buhari, Leyletü’l Kadir B.3); (Müslim, Sıyam, 307)
Kadir Gecesi Ramazan ayının 27. gecesi olarak kabul edilmekte ve bu gecede ihya edilmeye çalışılmaktadır.
KUR’AN-I KERİM’DEKİ KADİR SURESİ BİZE NE ANLATIYOR?
Kadir gecesinden söz ettiği için bu adı almıştır.
Abese sûresinden sonra Mekke’de inmiştir. 5 (beş) âyettir.
Sûrede, Kadir gecesinden, onun faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne
inişinden bahsedilir.
Meâli:
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
1. Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.
2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?
3. Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.
4. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.
5. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.
KADİR GECESİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?
1- Kur’an-ı Kerim okumalıyız.
2- Kaza namazı kılmalıyız.
3- Nafile namaz kılmalıyız.
4- Muhtaçlara yardım etmeliyiz
5- Dua ve tövbe etmeliyiz.
Hz. Peygamber bu gecede şu şekilde dua edilmesini tavsiye etmiştir:

- Allahumme inneke afuvvun kerîmun tuhibbul afve fa’fu anni.
(Allah’ım sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)
Resulullah (sav) buyurdular ki: “Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur.Halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur.”
Ravi: Huzeyfe
Kaynak: Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melahim 14, (4315)
1- Kazâya muvafık olmak, yani sünnetullaha uygun bulunmak,
2- O kimse hakkında duânın kabûlü hayırlı olmak,
3- İstenilen şey muhal olmamak.
Duânın kabûlü için âdâbına ve şartlarına riâyet etmek lâzımdır. Bu şartların cümlesi mevcud olduğu bir durumda kabul olunma ciheti gâlib ise de kabul olunması yine meşiyyet-i ilâhiyyeye bağlıdır. Binâenaleyh Allah, dilerse kabûl eder, dilemezse etmez. Fakat kul, âdâbına riâyet ederek duâyı bırakmamalıdır.
Duânın kabûlünün âni olmasına kullar umûmiyyetle tahammül edemiyecekleri için istenilen şeyin bir müddet sonra verilmesi me’mûl olduğu gibi duâsı mikdarı o kimsenin üzerinden bir şerrin define sebeb olmak veyahud bilmediği bir cihetten duâsının eseri hâsıl olmak ihtimâline binâen duâya kabûl olunmadı nazariyle bakılmamalı ve “duâm kabûl olunmuyor” denilmemelidir.
Allah Teâlâ Hazretleri icâbet husûsunu, istimrâra; ya’ni geniş zamana delâlet eden muzâri’ sigasıyle beyan buyurmuşdur ki, bir zamanla mukayyed değildir, demektir. Kulun hakkında hayırlı olan bir zamanda kabûl eder.
Yine âyet-i celîle’de:

“Rabbiniz size: “Bana duâ edin ki duânızı kabul edeyim” dedi. O kimseler ki bana kulluk etmeğe büyüklendiler; pek yakında zelil ve hakîr olarak cehenneme girerler.” (1)
Duâ, Cenâb-ı Hak’tan, insanların muhtaç oldukları şeyleri tazarru’ ve niyâz ederek kemâl-i tevâzu’ ile istirham edip istemeleridir. Kulların Allah’a olan ihtiyaçlarını arz eylemeleridir.
Duânın kabûlünün en mühim şartlarından biri de duâ esnâsında Allah Zü’l-celâl Hazretlerinden gayri hiç bir şeye güvenmeyerek teveccüh-i tâm ile ve kat’î sûretde Hak Teâla Hazretlerine yönelmektir.
Duâda iki haslet aranır;
Birincisi: İzzet-i rubûbiyyeti bilmek,
İkincisi: Ubûdiyyetten olan zilleti idrâk edip Rab-binin himâyesine ilticâ ve ihsanından müstefîd olmasını arzu eylemektir.

“Ey müşrikler! Sizin âciz ma’bûdlarınız mı hayırlıdır, yoksa muztar olan kimse duâ etdiğinde onun duâsına icâbet eden ve istediğini veren ve o muztar kalan kimseye isâbet eden kötülüğü kaldıran ve sizi yeryüzünün halîfeleri kılan Allah Teâlâ mı hayırlıdır? Allah’la beraber bunları îcâd ve kullarının ihtiyâcını def eden bir ma’bûd var da ona mı ibâdet edersiniz? Düşünceniz ne kadar az ve kısadır. Zîra Kadir’i bırakıp âcize ibâdet edersiniz.” (2)
Yâni, Ey müşrikler! Sizin Allah’a ortak koşduğu-nuz putlar mı hayırlıdır, yoksa musîbetlerden bir musîbete veya fakîrlik ve hastalık gibi derd ve elemlerden muztar kalıb halâsına çâre arayan bir kimse duâ etdiği zaman duâsını kabul edib musîbeti âfiyyete ve fakrini ğınâya ve hastalığını sıhhate tebdîl etmekle sâhil-i selâmete çıkaran Kaadir ve Kayyum mu hayırlıdır?
Elbette kullarının ihtiyâcını def eden ve duâsını kabul edip istediğini veren Allah Teâlâ hazretleri bunlardan hiç birine kaadir olamayanlardan hayırlıdır. Binaenaleyh ma’bûd bi’l-hakk O’dur. O’ndan gayri ibâdete lâyık yoktur. Ve Allah Teâlâ Hazretleri size yeryüzünde tasarrufa kudret verendir. Dolayısıyla Zât-i Ecell ü A’lâya ibâdetiniz lâzımdır.
Allah’la beraber başka bir ma’bûd var mı ki gayre ibâdet edersiniz ve siz her ân arkası arkasına gelen ni’metlerin kimden geldiğini düşünmeniz gâyet az olduğundan Azîz ve Kavî Allah’ı bırakıp âciz ve zelîle ibâdet edersiniz.
(1) Gâfir (Mü’min) Sûresi, 60.
(2) Neml Sûresi, 62
Nebiyy-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuşlardır ki:
“Bir kimse zâhir ve bâtınını tanzîf ve tathîr ile kırk gün hâlisan Cenâb-ı Allah için amel ve ibâdet ederse kalbi menba’-i hikmet olup lisânından zülâl-i ma’rifet cereyan etmeğe başlar.” (1)
“Kul ihlâs ile
“Başka ilâh yok, ancak Allah vardır!” dedikçe hiç bir hicâb onu geri çevirmeksizin bu zikri, Allah’a yükselir. Allah’a vâsıl olunca Allah bu kelimeyi söyleyene nazar eder. Allah’ın nazar ettiği her bir muvahhid kulunu rahmeti içine alması O’nun hakkıdır.” (2)
“Helâllığında ve haramlığında şübhe bulunan nesneyi terk eyle ve helâl olduğu muhakkak bulunan şeyleri kabul et.” (3)
Bu hadîs-i şerîf, insan bâtınını haramdan korumak için kemal-i ihtiyât üzere bulunmasının lüzumu hakkında îrâd edilmiş ise de diğer işlerine, sözlerine ve şâir muamelâtına da tatbîk için bir kaide-i külliyye tarzında bulunmuştur.
“Niyet eylediğin bir iş için kalbinde havf ve tereddüd olursa o işi yapma.” (4)
“Haramlardan sakın, insanların en âbidi olursun.” (5)
“Haram lokmadan neşv ü nemâ bulan bir vücûda lâyık olan cehennem ateşidir.” (6)
“Cibrîl bana ne zaman geldiyse şu iki duâyı emretti: Devamını Oku
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-dan rivâyete göre Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:
“Sakın sizden biriniz duâ ederken “Yâ Rabb, dilersen beni mağfiret eyle, dilersen bana merhamet eyle” demesin. İstediğini sağlamca ve kat’ıyyetle istesin. Çünkü Allah’ı şu veya bu işe zorlayabilecek hiçbir kudret yoktur.” (1)
Yine Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-’dan rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:
“Sizden herhangi biriniz” duâ ettim de kabul olunmadı” diyerek acele etmedikçe duâsı kabul olunur.” (2)
Duâ eden duâsında ısrar etmeli, devam etmelidir. Her halde er veya geç müstecâb olur.
Bir de dünyâda müstecâb olmasa bile kul bunu yine kendi lehine bilip Allah’dan ümidini kesmemelidir. Duâ büyük bir ibâdet olduğu için âhırette de bir ecir ve sevâbı olur.
Duânın âdabı pek çokdur. Bu cümleden olarak:
1- Evvelâ abdestli bulunmak,
2- Bir namazdan sonra yapılmak,
3- Tevbe ve istiğfârını ve kemâl-i ihlâsını arzeylemek,
4- Kıbleye yönelmek,
5- Duâdan evvel Allah’a çokça hamd ü senâ etmek,
6- Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri’ne çokça salât ve selâm eylemek,
7- Duânın nihâyetini âmin ile bitirmek,
8- Duâda yalnız kendisini düşünmeyip bütün sâlihleri ve bütün mü’minleri duâya müşterek kılmak,
9- Bir hâcetini isterken ellerini semâya kaldırıp avuçlarını açarak duâ etmek,
10- Kıtlık; umumî sıkıntı ve felâketlerin def’i için ise ellerinin dışını semâya çevirerek duâ etmek ve Allah’a sığınmak, Devamını Oku
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Büyük zorluklara dûçar olduğunuz zaman “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir” zikr-i ce-mîlîne devam ediniz.” (1)
![]()
“Cenâb-ı Hak, duada fazla ısrar edenleri sever.” (2)

“Eğer bir kul, Cenâb-ı Hakk’a bir hususda duâ eder de icâbet olunmazsa onun yerine bir hasene, yani bir sevâb yazılır.” (3)

“Bir babanın oğlu için duâsı, bir peygamberin ümmeti hakkındaki duâsı gibi makbuldür.” (4)
![]()
“İyilik görenlerin iyilik gördükleri kimseler hakkında ettikleri hayır duâları reddolunmaz.” (5) Devamını Oku